Süre                : 1 Saat 39 dakika
Çıkış Tarihi     : 14 Ocak 2015 Çarşamba, Yapım Yılı : 2015
Türü                : Drama,Korku
Taglar             : vampire,drugs,ghost town,cat,prostitute
Ülke                : ABD
Yapımcı          :  Say Ahh Productions , SpectreVision , Logan Pictures
Yönetmen       : Ana Lily Amirpour (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Ana Lily Amirpour (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Sheila Vand (IMDB)(ekşi), Arash Marandi (IMDB), Marshall Manesh (IMDB)(ekşi), Mozhan Marnò (IMDB)(ekşi), Dominic Rains (IMDB)(ekşi), Rome Shadanloo (IMDB), Milad Eghbali (IMDB), Reza Sixo Safai (IMDB)(ekşi), Ray Haratian (IMDB), Pej Vahdat (IMDB)

A Girl Walks Home Alone at Night (~ Gece Yarisi Sokakta Tek Basina Bir Kiz) ' Filminin Konusu :
A Girl Walks Home Alone at Night is a movie starring Sheila Vand, Arash Marandi, and Marshall Manesh. In the Iranian ghost-town Bad City, a place that reeks of death and loneliness, the townspeople are unaware they are being stalked...


Indiewire 2014 / 10
  • "izlediğim en garip filmlerden. kötü mü değil iyi mi hayır. nötr benim için. hani çirkin ama seksi gibisinden."
  • "soundtrackleri harika olan film. özellikle de şu: radio tehran - tatilat"
  • "milletin dünyadan haberi yok...güzel film. izleyin , izlettirin. 7/10"
  • "soundtrackleri sayesinde bei ru adındaki harika müzisyeni hayatıma sokmuş.mükemmel film.bei ru - 15 hishe ayn ore (remember that day?)bei ru - bread thief"
  • "bu filmi iran'da çekmek göt ister diye düşünen başkaları varsa diye belirteyim, film california'da çekilmiş. panahi'nin başına gelenleri düşününce, kim bilir ana lily amirpour'a neler yaparlardı."
  • "üç iranlı ile izlediğim tuhaf ötesi film. iranlılar bayıldı, ben beğenmedim. çarşaflı vampir lionel richie dinliyor. bi de o tatlı kedinin adı masuka imiş."
  • "çok çok çok çok güzel bir film ama western liği > korku öğesinin önüne geçmiş"
  • "bir an önce türkiye'de de gösterime girmesini beklediğim film. girmezse gerçekten çok üzüleceğim."
  • "indiegogo uzerinden crowdfunding ile cekilmis bir film. festival festival geziyor da, gosterime giremedi bir turlu."




Facebook Yorumları
  • comment image

    biçim bakımından oldukça zengin, içerik bakımından ise vasat olduğunu düşündüğüm, ama hakkında 'iyi bir ilk film' diyebileceğim bir vampir, aşk, kaotik, fantastik, gerilim filmi!
    bu çok temalılık durumu ortaya gözleri ayırmadan izlenesi bir seyir yaratıyor bence. 'şimdi ne olacak?' merakı dinmiyor hiç.

    'tekrar izler miyim?' mevzusuna gelince, evet izlerim ama daha derin bir çözümleme yapmak için izlerim. örneğin tüneller, içine ölü insanların atıldığı kurumuş dere, kedinin varlığının sebebi falan gibi bi dolu mevzu var üzerine düşünmek gereken.

    son olarak, filmin sountrack'inin de ne kadar harikulade olduğundan hepimizin hem fikir olduğunu düşünüyor, bu mevzuya hiiç dalmiyorum..


    (gulshen - 12 Temmuz 2015 17:47)

  • comment image

    sinema da politik alanın bir parçasıdır. o yüzden elbette filmin iran filmi "gibi" tanıtılması boşuna değil. yeni bir vampir filmi diye sunmak var, bir de ilk iranlı vampir western'i diye sunmak var. hangisi merak uyandırdı? evet bunlar hep pazarlama.

    sinema, bazılarının idealize etmeye çalıştığı kadar masum bir alan değil. çıkışından gelişimine her zaman parayla çok yakın dost olmuşlar, türkçe anlatmak gerekirse, kız alıp kız vermişlerdir. sinema, yapımı en pahalı alandır. tiyatrocuların içimi kıyan bir deyişi var: "iki kalas bir heves" diye tanımlarlar tiyatroyu. vıcık vıcık bir romantizm kokuyor ama haklılık payı var, zorlayınca biraz. sinema hiç kalasla hevesin yan yana gelmesine bakmaz. kamera diye bir gerçek var en başta. kurgu var, haliyle kurguyu yapacak bir cihaz var, bugün için konuşursak kurgu programı olan bir cihaz var. var da var. o yüzden millet, "malını" satmak amacıyla önce "malını" duyurmaya çalışıyor. bunun için de elinden geleni ardına koymuyor. artık ne kadarı kendi inisiyatifi bilemem ama ilk filmini yapan, sapına kadar da amerikan kodlarıyla çevrili ana lily amirpour'un bu konuda bir derdi olduğunu sanmıyorum.

    film iran filmi değil, bildiğin amerikan bağımsız sinemasına dahil bir film. yönetmenin ana diline ya da senaryo diline göre film tasnif edilseydi hollywood'da film kalmazdı. zaten filmler yapıldıkları ülkeye göre tasnif edilir ki o da aynı ülkeyi gösteriyor.

    filmin kendisine gelelim. western dediler diye western olacak diye bir kural yok. western'in ne olduğu belli, üstüne yazılmış tonla kitap var. kafasına göre adalet dağıtanların anlatıldığı her film western olacak değil ya da sırf müzikleri benziyor diye. daha neler. bu tür filmleri transnational cinema olarak incelemek daha makul olur. ne kadar dahil edilebilir bilmiyorum ama diasporic cinema olarak da adlandırabiliriz, kültürel mevzuları odak alacaksak.

    tür açısından bakarsak, filmin postmodernlikten öldüğü malum. western, kara film, fantastik-gerilim, romance, drama allah ne verdiyse kullanmış. çorba etmiş hatta. bunun yanı sıra popüler kültür ikonlarını, amerikan ve iran kültürüyle harmanlayıp bombardıman yapmış. bunlar ille de kötü olmak zorunda değil. vadedilenle verilen arasında bir uyumsuzluk yok. film zaten fantastik ögeler üzerinde duruyor, o yüzden günlük hayat mantığıyla bakmak bir yere götürmez. o işi filmin dışına çıkıp kültürel çalışmalar tarafından bakarken yapmak lazım.

    film basit bir hikaye üzerine kurulu. iki uyumsuzun aşkı. çiğnene çiğnene sakız olmuş bu konuyu yönetmen yeni bir bakışla anlatabilmiş mi, anlatamamış mı? işte bütün mesele. bence anlatmış, gayet de güzel anlatmış. film, resmen film okulunda öğretilen ve öğretilmeyip denenmesi için öğrencilere tembih edilen ne kadar biçimsel yöntem varsa kullanıyor, bozuyor, bazen sırf kullanmak için kullanıyor. ama bir ilk filmden bahsediyorsak, ki ediyoruz, bunları güzel kullanıyor.

    film sadece biçim ya da sadece içerikten oluşmaz. güzel filmler ancak ikisinin birbirine hizmet etmesiyle oluşur. ama filmlere de ortaya koyduklarının ötesinde anlamlar yüklememek lazım. bu film, derli toplu bir film. 16-25 yaş civarını hedef almış gibi görünüyor. kullandığı öğelerse çok daha yaşlı. james dean'li rebel without a cause yapılalı 60 yıl oldu. ilk vampir filminin üzerinden 90 seneden fazla zaman geçti. drakula istanbul'da bile 60 küsur yıllık film. bu da öyle ya da böyle, filmi izlerken kurabilmek için bir aşinalık gerektiriyor. ilk bakışta göründüğü kadar yüzeysel değil. güzel tarafı da bu galiba. basit bir hikayeyi o kadar da basit olmayan bir sinema diliyle sunarak dengeliyor.

    kültür üzerinden incelense, amerikan popüler kültürünün kullanımı, iran kültürünün temsili, çokkültürlülük, doğu/batı karşıtlığı, popüler kültür güzellemesi falan feşmek üzerinden gidilse, ilginç şeyler çıkacaktır ortaya. ancak bu bakış tam sinematik bir bakış değildir. filmin, salt film olarak da yani biçim-içerik ilişkisi bakımından güzel bir film olduğunu düşünüyorum. ikinci kez izler miyim? hah kritik soru bu. hikayeyi (ki biraz yavan evet) izlemek için değil ama filmin nasıl işlendiğini görmek için izleyebilirdim. iyi bir yönetmen geliyor olabilir.


    (kahvesigara - 22 Haziran 2015 00:01)

  • comment image

    yönetmenliğini ana lily amirpour'un yaptığı, 2014 yapım, konuşmaların tamamen farsça olduğu, olayların amerikada geçtiği post-modern bir iran-vampir kadın filmi.. genç yönetmen amirpour'un özgün bir çalışması denebilir


    (serpicoo - 18 Mayıs 2015 22:48)

  • comment image

    uzun zamandır izlemeyi beklediğim filmlerden. sonuç; büyük hayalkırıklığı. sebepleri aşağıda.

    a girl walks home alone at night her şeyden önce bir üslup filmi. ya da en azından öyle olmaya çalışan bir film. siyah beyaz oluşundan, kadrajlarına, görsel estetiği oluşturan ışık oyunlarından, arka plandaki sisli, buharlı endüstri kokan şehir silüetine kadar her şeyiyle biçimci olmaya çalışan ve bu uğurda senaryosunu boşveren bir film.

    çuvalladığı yer tam da burası zaten. filmin estetiğini birçok şeyle örtüştürebiliriz. çizgi roman estetiğinden, film noir'lara, wim wenders filmlerinden, westernlere, jim jarmusch filmlerine kadar. amma ve lakin bunların hakkını veren kaliteli bir senaryo yok ortada.

    nedenlerin, niçinlerin, olay-durum- eylem biçimlerinin, karakter motivayonlarının, yönelimlerinin neredeyse umursanmadığı bir senaryosu var filmin. olmaya da bilir. sorun burada değil. sorun
    biçim, içerik ilişkisine bu denli boşverilmesinde.

    yönetmen üslupla yaratmaya, aktarmaya (ışıklar, tüneller, tekrarlanan sahneler, duvarlar vs) çalıştığı atmosferi güçlendirmek için sinemanın sağladığı (kendince) tüm olanakları kullanmaya çalışmış. bu arada senaryonun, tüm bunlara eşlik eden ana unsur olduğunu unutmuş. ve neresinden bakarsanız bakın ortaya epey çiğ bir film çıkmış.

    açılış sahnesinden başlamak üzere hemen hemen filmdeki tüm sahnelere sirayet eden bir çiğlik bu. çünkü yönetmen gösterdiği ve üstünde fazlasıyla durduğu görüntüleri karakterlerin yönelimleri, ruh halleriyle örtüştürmede fazlasıyla başarısız. ve görüntülerine o kadar güveniyor ki, daha önce eşi benzeri olmayan bir görsel estetik yarattığı illüzyonu içerisinde kendi ayağına sıkıyor.

    sinemanın temel kuralıdır. hele ki üslupçu bir film yapma arzusundaysanız gösterdiğiniz her şeyin filme, anlara, karakter ve durumlara hizmet etmesi gerekir.

    örneğin bunun enfes bir karşılığını gaspar noé'nin enter the void filminde görebiliriz. neredeyse tamamen biçime dayanan bir film olarak 'biçimi', karakterlerin yansıması, karakterlerden çıkan ve onlardan ötürü varolan bir hale getirir muhteşem bir olgunlukla gaspar noé. kamerası sadece görüntülere, seslere, ışığa, gölge oyunlarına değil aynı zamanda karakterlerin ruh hallerine eşlik eder. gördüğümüz her şeyin karakterin bakış açısı olduğunu hissederiz film boyunca, yönetmenin değil.

    oysa bu filmde yönetmenin üslup takıntısından dolayı gördüğünüz her şeyin yönetmenin size zorla göstermek istediği şeyler olduğu hissine kapılıyorsunuz. karakterlere ait, karakterlerin bakış açısı, ruh durumu, değişim, dönüşümlerini simgeleyen görüntüler yerine, yönetmenin çiğ, biçimci bir zorbalıkla izleyiciye dayattığı görüntüler

    gaspar noé enter the void'de kurduğu neonsiluetik yapıyı karakterlerle örtüştürmekte ne kadar başarılıysa, ana lily amirpour bir o kadar başarısız a girl walks home alone at night'da.

    siyah- beyaz kontrastla yaratmaya çalıştığı sinematografi, öykündüğü yönetmen ve filmlerin yanına bile yaklaşamayacak ölçüde sığ ve çiğ.

    kaldı ki elinde iyi bir senaryo olmadığının farkında yönetmen. üsluba abanıp, karakter ve durumları sadece ışık, gölge oyunları, silüetler ve tekrarlanan sahnelerle (sözde psikanaliz ve freud adına) ilerletmeye çalıştıkça senaryonun kontrolünü tümden yitiriyor ve sadece anlardan, kontraslardan ve sözde çarpıcı görüntü, imajlardan medet umar hale geliyor.

    belirsiz, muğlak, hangi kültüre ait olduğu belli olmayan bir şehir (yönetmen iran'lı ,film iran'da çekilmemiş ama), amerikan sinemasının stereotiplerinin uzantısı olan james dean görünümlü delikanlımız, her sanat sevdalısı yönetmen ve yazarını ömrü boyunca muhakkak ve muhakkak ele alacağı bir adet fahişe karakteri, ve melankolik, kendince adaleti sağlayan vampir kızımız. bileşke hem çok tanıdık, hem çok ruhsuz. buradan çıkan dinamikler nereden bakarsanız bakın tek kelimeyle olmamış.

    karikatürize olmak ve olmamak arasında sürekli gidip gelen karakter ve durumların vardığı bir yer yok nihayetinde. öykündüğü yönetmenlerin siyah- beyaz filmlerini (örneğin wim wenders'in muhteşem der himmel über berlin'i) tekrar izlese biçim ve içeriğin birbiriyle olan organik bağını daha iyi kavrar leitmotif olarak kullandığı durum ve görüntüleri olgunlaştırabilirdi yönetmen.

    filme atfedilen feminist yaftasına da pek katılmamakla beraber 2014'ün en büyük balonlarından biri olduğunu söylemekte zarar görmüyorum filmin.

    son olarak yönetmenin filmle ilgili becerdiği tek iyi bir şey var ki o da filmin ses bandı. enfes bir soundtracki var filmin. en fazla bunu önerebilirim sanırım filme ilgili iyi bir şey olarak.


    (kulotsuzcorap - 1 Mayıs 2015 14:59)

  • comment image

    ilgi çekici iran filmi.

    aslında iran filmi demek belki biraz abartı olur zira film farsça olması dışında pek iran filmlerine benzemiyor ancak yeni nesil bir deneme diyebilirz.

    asghar farhadi 'nin yönettiği a separation gibi bir klasik çıkarmış iran sinemasını bu filmle değerlendirmek olmaz. ama yinede film benim hoşuma gitti.
    eğlenceli fragmanı için buyursunlar

    --- spoiler ---

    gece yalnız yürüyen bu vampir kızımız, aslında naif ve kendince sağladığı bir adalet anlayışı var.
    kötü erkeklerden hatta kötü olmaya aday erkeklerden intikam alıp adaleti sağlıyor. filmin siyah beyaz çekilmiş olması son derece yerinde bir karar ve sahnelerin hızla birbirine evrilmesi, sekanslar arası dinamik bir uyumun olması beğenilesi.

    james dean çakması esas oğlanımızın görüntüsüyle örtüşmeyen mizacı aslında yeni nesil amerikalı vampirlerden hallice ben fragmanda onun da vampir olduğunu ya da olacağını düşünmüştüm. filmdeki mizah ögeleri bence çok yerinde serpiştirilmiş. setin california'da olması, yönetmenin iran dışında doğup büyümesi falan beni rahatsız etmedi çünkü kendince bir üslubu olan iran sinemasına mal edemeyeceğimiz bir film diye düşünüyorum. zaten film kendi kulavarında iddialı ve ödüllü. bu bilgiye haiz olmasanız bile filmin iran sınırları dışında çekildiğini küvet sahnesinden anlayabilirsiniz.

    pharrell williams happy versiyonuna klip çeken iranlı gençlerin hepsinin tutuklandığı bir ülke iran. düşünürsek küvete çıplak girmek zaten biraz imkansız. yeri gelmişken belirteyim video sonucu itibariyle en hüzünlü happy video klip versiyonudur.

    happy version
    ---
    spoiler ---


    (la belle indifference - 24 Nisan 2015 11:52)

  • comment image

    vampir konulu olsa da çok daha ötesine geçmiş film. özellikle soundtrackleriyle beni benden almıştır. sonunda çok bir şey beklemeden izlendiğinde absürtlüğünün yanında western havasıyla iran sinemasını ve müziklerini sevdirmiştir.

    --- spoiler ---

    arash parti akşamında dracula kıyafetiyle sokak lambasını izlerken vampir kızın kaykayıyla belirdiği sahne garipliğin yanında samimi gelmeyi başarmış.

    ---
    spoiler ---

    izleyiniz.


    (ketumlimonata - 23 Nisan 2015 17:58)

  • comment image

    bu filmi iran'da çekmek göt ister diye düşünen başkaları varsa diye belirteyim, film california'da çekilmiş. panahi'nin başına gelenleri düşününce, kim bilir ana lily amirpour'a neler yaparlardı.


    (jiyuu - 6 Nisan 2015 03:22)

  • comment image

    seti iran'daki bir kasabada değil taft, california'dadır.

    iran'da post-punk dinleyen feminist vampirin masum aşkına dair romantik western korku filmidir. kafanız biraz karıştı değil mi? bir de filmi izleyin o zaman.

    filmin kendi gibi eklektik olan soundtrackini yazayım da tam olsun:

    1. kiosk - charkhesh-e pooch
    2. radio tehran - gelaye
    3. farah - dancing girls (original mix)
    4. the free electric band - bashy
    5. federale - sarcophagus
    6. federale - black sunday
    7. bei ru - 15 hishe ayn ore (remember that day?)
    8. white lies - death
    9. radio tehran - khabnama
    10. federale - thirsty’s return
    11. dariush - cheshme man
    12. radio tehran - tatilat
    13. kiosk - yarom bia
    14. bei ru - the veil

    spotify'da full liste de şuradan dinlenebilir.

    --- spoiler ---

    vampir kızımızın arash'la evinde yalnız kaldığında çalan şarkı: white lies - death

    ---
    spoiler ---


    (genia - 22 Şubat 2015 20:04)

  • comment image

    bana kalırsa ingiltere'de doğup, küçükken amerika'ya giden ve ucla'dan mezun olan bir yönetmen tarafından çekilen filmin ilk iran vampir filmi olarak lanse edilmesi bir kandırmaca. filmin farsça olarak çekilmesi yeterli derseniz bilemeyeceğim tabii.
    tahminimce feminist bir vampirle karşı karşıya olduğumuz için karakterin bu yönünü daha da öne çıkarmak için kullanılan bir araç olmuş iran.
    genel olarak western türünü sevmediğim için film boyunca sıkıldım. kurbanların seçimi üzerinden isimsiz vampirimizin misyonunu anlıyoruz anlamasına da film daha fazlasını söylemediği, senaryosu da vasat olduğu için beklediğimi alamadan bitirdim filmi.
    fakat siyah beyaz görüntülerin ve yaratılan atmosferin gayet başarılı olduğunu kabul etmek gerekli. seyirciye gerilimi alttan alta hissettirmesini başarmış bu sayede. gerilimin ortasına serpiştirilmiş dozunda mizah çok yerinde olmuş. durağanlıktan patlayacak salonu tekrar filmin içine çekiverdi böylelikle.
    söylemeden geçmeyeyim, filmdeki en güzel şey tosun kıvamındaki kediydi. gerçek hayattaki ismi -yanlış hatırlamıyorsam- musuka imiş.


    (jellicle - 21 Şubat 2015 01:40)

Yorum Kaynak Link : a girl walks home alone at night