Süre                : 3 Saat 7 dakika
Çıkış Tarihi     : 30 Aralık 2015 Çarşamba, Yapım Yılı : 2015
Türü                : Cinayet,Drama,Gizemli,Heyecanlı,Western
Taglar             : Kahve,Kan kusması,Kar fırtınası,cinayet,kelle avcısı
Ülke                : ABD
Yönetmen       : Quentin Tarantino (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Quentin Tarantino (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Jennifer Jason Leigh (IMDB)(ekşi), Channing Tatum (IMDB)(ekşi), Samuel L. Jackson (IMDB)(ekşi), Kurt Russell (IMDB)(ekşi), Walton Goggins (IMDB)(ekşi), Tim Roth (IMDB)(ekşi), Zoë Bell (IMDB), Michael Madsen (IMDB)(ekşi), Bruce Dern (IMDB), Demian Bichir (IMDB), Dana Gourrier (IMDB), James Parks (IMDB), Lee Horsley (IMDB), Craig Stark (IMDB), Gene Jones (IMDB), Belinda Owino (IMDB), Bruce Del Castillo (IMDB), Keith Jefferson (IMDB)

The Hateful Eight ' Filminin Konusu :
The Hateful Eight is a movie starring Samuel L. Jackson, Kurt Russell, and Jennifer Jason Leigh. In the dead of a Wyoming winter, a bounty hunter and his prisoner find shelter in a cabin currently inhabited by a collection of...

Ödüller      :

Academy Awards, USA:Oscar-Best Achievement in Music Written for Motion Pictures, Original Score
BAFTA:BAFTA Film Award-Best Original Music
Golden Globes:Golden Globe-Best Original Score - Motion Picture


  • "filmden ziyade tiyatro oyunu olmalı..."
  • "rezervuar kovboylarıdır."
  • "sinemada izlediğim son film. karakterler kapıya çivi çaktıkça, "bunlar tabutlarına çivi çakıyor" diyen yanımdaki adamı hatırlatacak yıllar boyu."
  • "viyzona girene kadar ölmez sağ kalırsam sinemada izleyeceğim tarantino filmi. hiçbir tarantino filmini sinemada izlememiş olmanın ezikliğini yaşıyorum."
  • "san antonio spurs gibi film. her oyuncu vakti geldiğinde başrolü üstlenmiş, kimse sorumluluktan kaçmamış.*"




Facebook Yorumları
  • comment image

    istanbul'da dahi gösterime sokan sinema salonu bulmanın zor olduğu film. hala ikişer üçer salonda düğün dernek yayınlamaktan bıkmayan cinemaximum sağolsun izlemek için kilometrelerce yol gideceğiz.
    türkiye'de sadec 29 ilde gösterime girdiği söyleniyor. sinema salonlarının tekelleşmesi ve iki, üç büyük şirketin insafına kalmak sinema severler için çok kötü.


    (strangeworld - 8 Ocak 2016 10:45)

  • comment image

    ben atilla dorsay tribinde film eleştirmek için malum ortamlara dusmesini bekleyen fakir ekşici, selam.

    --- spoiler ---

    biz de bilirdik sevgiliye gül almasını, lakin aç idik yedik gül parasıni
    ---
    spoiler ---

    iki seçeneğim vardı, ya 20 lira verip sinemada izleyecektim bu filmi, yahut o 20 liraya bir şişe şarap açıp korsan yollardan seyr edecektim bu temaşayı.
    her aklı başında bir ademm gibi nakiti shiraz'a gömdüm bende tabii ki*

    oncelikle şunu belirtmek gerekir ki, ortamlarda dönen tarantino muhabbetinden mutevellit tarantinocu kesilen tayfanin bekledigi mad max aksiyonunu bulamamasi sebebiyle hayal kırıklığına uğraması hususunda uzuntulerimi beyan ederim. tarantinodan film süresince izleyiciyi dimdik ayakta tutmasini bekleyen anasindan am beklesin efendim, bu daha olası.
    ıkinci bir husus; bu film gosterdi ki, tarantino artik western "gibi" film yapmıyor, westernin ta kendisini yapıyor artık, bu çok başarılı. her ne kadar yukarıda soylenildigi gibi tarantino aganin son 2 filminde olduğu gibi bu filminde de racismden ekmek yemeye çalışması artık sıkmaya başlasa da. gerçi dün yaptığı zalimlikler karşısında bugün ölü taklidi yapmasini cok seven batı dünyasına karşı hafizalari diri tutmak adına olumlu işler yaptığını da düşünmüyor değilim. hoş görüyoruz bu yüzden.
    şimdi gelelim "senaryo çok zayıf yeaaa" ci arkadaşlar için spoiler tarafina;
    --- spoiler ---

    düşün ki ertesi sabah o eve giriyorsun, 7 ceset var evde, ipte sallanan, kolundaki zincirde bir başkasınin kolu olan bir kadın, yatakta bir zenci, yatagin hemen dibinde bir başkası, masanın başında bir kovboy, koltukta bir ingiliz beyefendisi, yerde yatan bi meksikali ve yerde kolsuz bi şekilde yatan kelle avcısı ve bodrumda surati darmadağın edilmiş kimliği belirsiz biri.. yerde burusturulup atılmış amerika'nın ilk başkanı tarafından yazılmış bir mektup.. sadece dur ve ertesi sabah bu eve giren ilk kişi olduğunu düşün, her yer kan, ilk etapta görünürde 8 ceset. ıste senaro tam olarak burada. zihninde o cesetleri yerli yerine oturtan deneyim.
    ---
    spoiler ---
    ıste bu deneyimi harika.bi görsel şölenle yaşatıyor reyiz. saygı duymamak elde değil.

    reis ınglourious bastard ve django'dan sonra gişe kaygısı olmadan kendisi nasıl istiyorsa öyle bir film yapmış ve gayet yakışıklı olmuş, hemi de film sonunda ekranda ismi belirince selam verdirecek kadar.


    (aksi kanitlanmadikca cocuktur - 11 Ocak 2016 03:54)

  • comment image

    quentin tarantino'nun az evvel izleme şerefine nail olduğum sekizinci filmidir.

    her şeyden önce şunu demek lazım ki bu adam -eğer özellikle takip edip tüm filmlerini izlemiş biriyseniz- hakkatten kendini özletiyor. bunu yeni çıkan filmlerini izlemeye başlayınca fark ediyorsunuz. daha ilk sahneden bir gülümseme yayılıyor. e tabi çekirdek cast ten oyuncuları görmenin yarattığı nostaljik bir "hey gidi nerden nereye" durumunun da bunda payı büyük. fakat ne olursa olsun özlenmiş o kesin.

    --- spoiler ---

    ağır spoiler hayvan gibi
    ---
    spoiler ---

    naçizane yorumlarıma gelirsek, önce aktörlere değinmek istiyorum. oyuncu kalitesi bir filmi nasıl taşır dersi böyle verilir ancak. ha bundan senaryonun kötü olduğunu düşündüğüm anlaşılmasın fakat oyuncuların daha iyi olduğu kesin. döktüren döktürene affedersiniz nerdeyse herkes amından sikinden dahi oyunculuk işemiş.

    samuel l. jackson bir önceki filmde de mevcuttu, ve onda da döktürmüştü fakat rolü kısaydı. the hateful eight' te ise kendisini bol bol görüyoruz ve gerçekten adamı izlemek yemek üstüne sigara yakmak gibi bişey. nigga nefret edicisi dedemizi kızdırmaya sevk ettiği monolog, gerilimi çocuk büyütür gibi adım adım, yavaş yavaş arttırması top noktasıydı. direkt adrenalin pompaladım anlatılacak gibi değil.

    jennifer jason leigh ise samuel abimizle rahatça boy ölçüşen, hatta zaman zaman üzerine çıkan innanılmaz bir performans sergilemiş kanımca. tarantino ne istediyse fazlasını yapmış, bir tarantino filminde olabilecek maksimum gerçekçilikle ruh hastası daisy domergue' yu kusursuza yakın hayata geçirmiş. ne abartılı, ne durgun müthişti gerçekten. kendisini bugüne kadar pek seyretmemiş olmaktan utandım. oscar' larda en azından aday gösterilmezse kendimi sikerim.

    walton goggins ve kurt russell de çok ekstra işler çıkarmışlar, helal olsun. bilhassa goggins' in southern aksanı, russell' ın hal hareketleri belli, yönetmen arzusu ile mizah katma amacıyla bir parça abartılmış, fakat o kadar iyi oturmuş ve doğal olmuş ki, atmosferi asıl kuran, mevzubahis dönemin havasına seyirciyi asıl ısıtan sahneler onlarınki olmuş bence. leziz.

    michael madsen karizmasını hep kıskandığım, son zamanlarda piyasada göremediğim için üzüldüğüm izlemesi aşşırı keyifli gelen bi oyuncudur bana normalde ve tim roth ile ikisini kadroda görmek daha işin en başında yogamınagi tepkisi verdirtmişti fakat artık ilk yazdığım dörtlünün çıkardığı olağanüstü performanstan mıdır, veyahut artık öyle denk geldiğinden midir bilmiyorum ikisi de oldukça ortalama idi bana sorarsanız. ha bu adamların ortalamaları da zaten yüksek olduğu için kötü demeye bin şahit ister fakat ne bileyim öyle geldi. bilhassa tim roth sanki karakteri christoph waltz olsa nasıl oynardı diye düşünüp öyle oynamış. zaten o mu waltz mu kadroda yer alacak derken biraz ortalık karışmıştı galiba başlarda, ona veriyorum bu durumu.

    ennio morricone abimizin müzikleri vasat üstüydü. genel olarak müzik seçimleri zaten önceki filmlere göre biraz daha sönüktü ama müzik kullanımının aşırıya kaçması biraz kolaycılık olduğundan böylesi benim açımdan filmi daha güzelleştirmiş olabilir, emin değilim. bol müzikli sevenler için zayıf diyebilirim ama.

    senaryo ve işleyişe gelirsek, daha tazecik izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki filme en çok damga vuran şey benim açımdan ilk yarıdaki akıcılıktı. izlediğim şeyin bir film olduğunu gerçekten unuttum ilk yarıda. her şey çok oturaklıydı, ne sırıtan bir diyalog, ne sırıtan bir giriş çok nizamiydi. karakterlerin tek tek sırayla hikayeye girmesi, onların girişini alıştıran small talk lar hepsi gayet iyi yazılmıştı belli ki. belki sadece joe karakteri hariç, pek beğenemedim onun rolünü. netice olarak her şey yağ gibi akıp gidiyordu ta ki narrator girip "evet, 15 dakka öncesine dönersek aslında şöyle şöyle" diye akışı kesene kadar. en hoşuma gitmeyen şeylerden biriydi. tam gazı almış gidiyor, kendimi iyice kaptırıyorken laps diye girip ambiyansın amına koydu. hayır narrator suz, daha başka şekilde, kesmeden anlatılabilirdi daisy' nin kahveye zehir atanı gördüğü. flashback'i var, şok edip karaktere açıklatmak var yani narrator bozdu benim nezdimde akıcılığı biraz. neyse. ikinci yarı daha kötüydü, karakterlerden olaylara odaklanmaya başladı film ve biraz tekrar etti gibi kendini. mekanı domine etme hakkı elden ele o kadar çok dolaştı ve o kadar çok ve sık insan vuruldu ki ehh tamam derken buldum kendimi biraz. tabi ki bu tarantino filmi eyvallah, kill bill volume 1 de kaç dakika izledik adam kesme biçmeyi, ama burdaki biraz daha içimden geldiği için yapıyorum değil de yapmam gerektiği için yapıyorum der gibiydi. çok ahım şahım bir hikaye değildi, ilk yarısıyla daha birbirine bağlantılı, daha örümcek ağı gibi yayılmış ve hafiften gizemli bir şeyler bekletiyordu ama öyle devam edemedi. senaryonun ekstra bir katkı içermemesini aksiyonla kapamaya çalışmış sanırım tarantino abimiz. eh yer yer olmuş, yer yer olmamış diyeyim.

    karakterler güzeldi genel olarak. hepsinden umduğumu bulamamış olsam da hepsi ilginçti kesinlikle. bir arada olunca çok daha ilginçleşiyorlardı. iç savaş döneminin stereotyple larından esinlenilmiş gibiydi ki safi ilginç olmanın dışında gerçeklik de katıyordu bu durum işlere. hala tam dinmemiş zenci nefreti, askerlere ve milliyetçiliğe verilen değer, ahlaki değerlerin çöküşte olması. sonuçta hala insan avı var. yediriliş iyiydi. tarantino filmlerinde normalde eğlence kaynağı olan, ve normalde eğlence kaynağı olmaması gereken bir şey olduğu için o amaçla kullanıldığında farklılık yaratan bol şiddet ve kan ise keyifliden abartıya doğru biraz uzamış gibiydi. ama doyurdu allaha şükür.

    konseptten dolayı beklentim çok yüksek yola çıkmış da olabilirim filmin başında belki de o yüzden ikinci yarı oturmadı kafamda. karlı tipili ortam en sevdiğim, birden fazla karakterin bir yerde kapalı kalması, özellikle kötü hava koşulundan en sevdiğim, küçük kendine ancak yeten yerleşim birimleri en sevdiğim. öyle olunca daha en baştan "oha dünya üzerindeki en sevdiğim konsepti tarantino da yapmış" diye başlayarak objektifliğimi kaybetmiş olmam olası. çok çabuk ısındığım için eleştirel bakmaya da daha erken başlamış olabilirim. ama yine de eksikler vardı. tarantino yu tarantino yapan tahmin edilemez, alakasız, siksen böyle bir şey konuşmak aklıma gelmez diyalogları hem eksikti, hem de olanlar biraz zayıftı. samuel jackson' ın zehirlenme olayından sonraki akıl yürütme diyaloğu ve daha önce yazdığım dedeyi kızdırma kısmı heyecan vericiydi evet, small talk lar da iyiydi, ama akılda kalıcı, sonradan dönüp sadece orası izlenesi başka bir sahne pek yoktu. diyaloglar kötüydü demiyorum da sadece daha iyisini bekliyor insan haliyle. jules ve vincent' ın ayak masajı sohbetini, bill' in beatrix' i geçici olarak hareketsiz kılıp anlattığı süper kahraman karşılaştırmasını, hans landa' nın fransız sütçünün evinde iki dil kullanarak yaptığı metafor sıçan sorgu diyaloğunu izlemiş gözler aynılarını arıyor illa ki. çünkü aksi takdirde herkesin diline doladığı, ayılıp bayıldığı size özel bir yemeği pişirirken onu farklı kılan malzemeyi koymamak gibi bir şey oluyor. neyse yani demem o ki senaryo ve diyaloglar, zayıf demeye içim elvermez de, ikinci yarıda beklenen-beklenenin altı bandında dolaşmakta diye düşünüyorum. gerçi adam istediğini istediği gibi çeker bize mi sorucak amına.

    son olarak tabi ki önceki filmlere göndermeler, kardeş sahneler keyif verici olma açısından filmi bir tık daha öne atıyor her zamanki gibi. her filmde var olan üstten takipli kamera açısı, sarışın kadın karakterin tükürme alışkanlığı olması, (ki daisy' nin ölmeden tam önceki sahnesinde de kanlar içinde yerde yatışı uma thurman' ın kill bill' deki haline ya bilerek benzetilmişti ya da ben öyle algıladım direkt aynı gibiydi çünkü gülümsetti), joe' nun cesetlere bakarken bi ara gösterilen bakış açısı hepsi yad ettirdi eskileri. daha bir kere, ve hiç planlamıyorken izledim tabi filmi, daha çok şey çıkar daha sakin kafayla izlenip biraz sindirilse.

    --- spoiler ---

    ağır spoiler hayvan gibi
    ---
    spoiler ---

    netice olarak spoiler sız özetlemek gerekirse oyunculuk ve konsept açısından yardıran, yağ gibi akıp giden ancak işleniş olarak vasatı çok geçememiş, bazı yerlerde kolaya kaçılmış ve zorlama hissiyatı veren filmdir. django' dan da iyidir ama net. en azından benim damak tadıma göre. her şey bir yana, siktir ettim kalitesini, diyaloğunu senaryosunu, izleseniz eğlenir misiniz ? çok çok çok büyük ihtimalle evet.

    7/10


    (zzg besa - 27 Aralık 2015 07:03)

  • comment image

    tarantino'nun tarzından bihaber giden bünyeleri dayak yemişe döndürebilecek film.

    bugün babam, kardeşim ve ben üç küçük çocuk heyecanıyla biletlerimizi önceden alıp koşa koşa bu filmi izlemeye gittik. film arasında iki tane şıkır şıkır giyinmiş abla arasında aşağıdaki diyaloğa şahit olduk:

    + yaa inanamıyorum bu aksiyon filmi değil miydi? içim geçti valla çok sıkıldım hiç aksiyon olmadı?
    - ay eveet ama ikinci yarı daha heyecanlıymış diyolar:(

    ablalar james bond filmi sanarak gelmişler, film türü: aksiyon kısmını okuyup bileti almışlar resmen. ama yine de güzelim filme bir çırpıda ağızlarını yaya yaya "ayy çok sıkıcııa" demelerine kızmadık, kızamadık. zira ilk yarı gerçekten de sadece şahane diyaloglardan oluştuğu ve kendi tabirleriyle hiç "aksiyon olmadığı", ayrıca bu bir tarantino filmi olduğu için ikinci yarıda neyle karşılacağımızı az çok tahmin edebiliyorduk. ve bu süslü ablalar az sonra görecekleri sahnelere hiç, ama hiç hazır değillerdi:(

    "siz gelmeyin ablacım filme" diyicem de, bir daha geleceklerini de pek sanmıyorum. filmin sonunda bi daha gördük bu ikiliyi; suratlar bembeyaz, biri diğerine "yani hayatımda izlediğim en saçma filmdiee" diyordu. bizse babam, kardeşim, ben; üç küçük çocuk sırıtışı ve "en mükemmel ölüm hangisiydi" tartışması eşliğinde eve doğru yola koyulduk.


    (gevrek var yer misin - 9 Ocak 2016 01:57)

  • comment image

    içim dışım efekt olmuş onu anladım, huzur ve keyifle izledim ultra panavision 70'le çekilen bu güzide eseri; detoks etkisi yaptı karlar, dağlar, diyaloglar ve gayet antika tek mekanlı anlatım. benim açımdan gayet tatmin ediciydi. resim seçimi, tüm o ayrıntılar, kostümler çok güzeldi.


    (kyha - 10 Ocak 2016 01:42)

  • comment image

    tarantino'nun samuel l. jackson'a anlattırdığı şu hikaye beni koparmıştır..

    18+

    çok fena halde spoiler içerir.
    çok fena halde
    spoiler içerir.
    çok fena halde spoiler içerir.

    ---
    spoiler ---

    oğlunu öldürdüğüm gün soğuktu.
    wyoming'in karlı dağlarının soğuğundan bahsetmiyorum. ondan daha soğuktu.
    ve o soğuk günde tüfeğimin namlusunu oğluna doğrultarak onu soyundurdum.
    anadan doğma çırılçıplaktı.
    ardından ona yürümeye başlamasını söyledim.
    o çıplak götüyle yığılıp kalana kadar, iki saat boyunca yürüttüm onu.
    ardından tekrar yalvarmaya başladı. ama bu sefer evine dönmek için yalvarmıyordu.
    evini bir daha göremeyeceğini biliyordu. hayatı için de yalvarmıyordu.
    çünkü o ihtimalin de çoktan bittiğini biliyordu. tek istediği bir battaniyeydi.
    hemen oğlun hakkında kötü yargıda bulunma general.
    o gün oğlunun üşüdüğü gibi hayatından üşümemişsindir.
    üşüyen bir adamın bir battaniye için neler yapabileceğini bilsen şaşırırdın.
    oğlunun ne yaptığını bilmek ister misin?
    kocaman, siyah aletimi pantolonumdan çıkardım.
    ve o karda, dizleri ve elleri üstünde ona doğru süründürdüm.
    ardından başının arkasındaki siyah saçını ellerimle kavradım ve kocaman, siyah malafatımı gırtlağına kadar soktum.
    kan hücum etmişti, o yüzden sıcaktı.
    sıcak olduğuna emin olabilirsin.
    chester charles smithers... o sıcak siyah aleti hiç durmadan yaladı.
    gözünde canlandırmaya başladın, değil mi?
    senin oğlun ağzında zenci aletiyle.
    o titriyor, ağlıyordu.
    ben gülüyordum.
    ve o anlamıyordu.
    ama sen anlıyorsun, değil mi sandy?
    oğluna o battaniyeyi hiç vermedim.
    o kadar şeyi yaptıktan sonra bile ki istediğim her şeyi yaptı battaniyeyi vermedim.
    o battaniye kalp kırıcı bir yalancının verdiği sözdü sadece.
    tıpkı birleşik devletlerin siyahi askerlere verdiği ama senin tanımamayı seçtiğin üniformalar gibi.
    --- spoiler ---


    (hattorihanzoo - 9 Şubat 2016 18:25)

  • comment image

    oscar falan almayacak olsa da yılın en iyi filmidir. tarantino gene tarzını ortaya koymuş. bu adam cidden beni şaşırtıyor. her seferinde filmlerinde şaşırıyorum. bu arada samuel jackson abinin performansı çok iyiydi.

    --- spoiler ---

    yahu filmden sonra samuel jackson için 80 kiloysa 79'u taşak esprisi yapacaktım, adamın taşaklarına sıktılar ya la.

    ---
    spoiler ---


    (alexander delarge - 9 Şubat 2016 11:56)

  • comment image

    "anlamsız ve konuyla alakası olmayan diyaloglar vardı" şeklinde eleştirilen film.

    bir insan bir tarantino filmini böyle eleştiriyorsa kendisini ve dolayısıyla yaptığı yorumları ciddiye almamanız gerektiğini anlayabilirsiniz.


    (ryan shawcross - 15 Ocak 2016 12:39)

  • comment image

    viyzona girene kadar ölmez sağ kalırsam sinemada izleyeceğim tarantino filmi. hiçbir tarantino filmini sinemada izlememiş olmanın ezikliğini yaşıyorum.


    (topsycreats - 12 Ocak 2014 23:54)

  • comment image

    karakterlerin hangisinin gerçeği hangisinin doğruyu söylediğini hala çözemediğim film.

    --- spoiler ---

    filmde eksik olan tek şey budur.1koskoca kapı alti açık ne biçim soğuk giriyordur ordan,sinema salonunda üşüdüm görünce.

    ---
    spoiler ---


    (valkin rockefeller - 10 Ocak 2016 01:45)

  • comment image

    samuel l. jackson'ın oyunculuk dersi verdiği, uzun olmasına rağmen 1 dakika bile sıkmayan tarantino'nun son ruh hastası işi.

    --- spoiler ---

    ilk yarısı rus edebiyatı, ikinci yarısı rus asker kafası kesen çeçen videosu gibi. tarantino başkan bu film için 70 kilo ketçap kullanmış diyorlar.*

    ---
    spoiler ---


    (malibug - 4 Ocak 2016 19:57)

  • comment image

    filmin çekimi ile ilgili dramatik bir olay;

    spoiler sayılamayacak önemsiz bir detay barındırıyor entry, fakat yine de uyarayım ben çok takıntılıysanız...

    şu yazıyı çeviriyorum: http://reverb.com/…-hates-on-six-strings?_aid=tank
    -------------------------
    john ruth karakterini canlandıran kurt russell'ın, daisy domergue'un yani jennifer jason leigh'nin rol icabı elinden kaparak kolona vurup parçaladığı gitar, martin gitar müzesi'nden kiralanan 145 yıllık altı telli antika bir martin imiş*. oscar ödüllü sound mixer mark ulano'nun dediğine göre tarantino, tam o anda sahnedeki performanstan memnun olduğundan, dudağında tuhaf bir kıvrımla odanın köşesinde izliyormuş*. parçalayan kurt russell'ın durumdan haberi yokmuş, dekor sanıyormuş*. kendisine bilgi verilmemiş. söz konusu sahnede gitar elinden alınan jennifer jason leigh ise durumu bildiğinden verdiği tepki gerçekmiş. gitarın parçalandığını öğrenip çıldıran müze temsilcileri ssninsider.com'a göre, kiralayanlara (yani film ekibine) şu iki soruyu sormuş: ''başka bir tane daha lazım mı?'' ve ''acaba kırılanın tüm parçalarını, müzemizde sergilemek için alabilir miyiz?''

    gitar 1870'lerde üretimişken; filmdeki olaylar amerikan iç savaşını konu alıp 1861-1865 yılları arasında geçiyormuş. film, çevrelerden gitarın orijinalliği üzerinden artı puan kazanırken, aslında malum sahnede gitarı çalan kadın karakterin söylediği şarkı 1907'de yayınlanan geleneksel avustralya halk şarkısı ''jim jones at botany bay'' imiş.
    -------------------------

    şimdi linkini vereceğim yazı ise yukarıdaki yazıya martin firması tarafından gelen cevap imiş ama bunu daha sonra çevireceğim, uykum var*; http://reverb.com/…old-guitar-on-hateful-eight-set

    uyku sonrası edit: hemen yukarıdaki satırda linkini verdiğim, firmadan gelen cevap hakkındaki yazının çevirisi;
    -------------------------
    müze, arşiv ve özel projeler direktörü dick boak, firmanın, sitede yayınlanan ve gitarın parçalanışı hakkındaki detayları içeren* yazıdaki olaylardan haberdar olmadığını söyledi.

    filmde kullanılan sahnede parçalanan gitar, sette mevcut diğer kopyaların aksine 1870'lerde üretilen orijinal gitarmış.

    boak, ''olayın kaza olduğunu, üzerine iskele, dekor falan düştüğünü sanmıştık. böyle kazalar olur anlarız ama bu hafife alınacak bir şey değil. bu olayların, bir gitarın parçalanmasının senaryoda olduğu ve bunun oyunculara bildirilmediği için gerçekleştiği bilgisi bizler için tamamen yeni. senaryo ya da kurt russell'a gitarın, martin müzesi'nden alınmış paha biçilemez ve yeri doldurulamaz bir eser olduğunun söylenmemiş olması hakkında hiçbir şey bilmiyorduk.'' diyor.

    mark ulano, sahnenin belli bir noktadan, arada kesildikten sonra orijinalin, kopya gitarla değiştirilip kopyanın parçalanması şeklinde çekilmesinin gerektiğini söylemiş. ''bir şekilde kurt russell'a bu bilgi iletilmedi ve orijinali parçalanırken jennifer j. leigh gerçek bir tepki verdi.'' demiş.

    boak, firmanın başka bir tane teklif etmediğini, bu olayın ardından bir daha hiçbir koşul altında filmlere gitar kiralatmayacağını söylüyor.

    kazanın rezilliği yetmezmiş gibi, yeri doldurulamaz bir müze eseri olduğu gerçeğini göz ardı edip değerini hiç de yansıtmayan bir şekilde, gitar satış fiyatı kadar sigortalanmış. ayrıca boak, firmanın, gitarın parçalarını müzede sergilemek için değil ssninsider.com'da söylendiği gibi olası bir restorasyon amacıyla istediğini söyledi. ''parçaları incelememiz üzerine farkettik ki gitar tamir edilemeyecek kadar dağılmış, yok edilmiş.'' dedi.

    boak ekliyor, ''insanların bu olayın bizi çok üzdüğünü bilmesini istiyoruz. bunun gerçekleştiğine inanamıyoruz. hiçbir şeyin bunu gerçekten çözebileceğini sanmıyorum. gitarın sigortalandığı ücret kadar ödeme aldık fakat mesele bu değil. mesele amerikan müzik tarihinin ve mirasının korunması.''
    -------------------------


    (kisa bisey olsun istemistim - 6 Şubat 2016 02:45)

  • comment image

    şimdi bunun 70mm çekildiğini bilmeyeni dövüyorlar biliyorsunuz. videolar tanıtımlar vs. ortalık yıkılıyor. haklı adamlar. en son khartoum'da (1966) kullanılan lensleri kullanmışlar. tam 50 yıl. şaka gibi. şu youtube videosunda da gayet güzel anlatıyorlar. tim roth diyor işte ''hard diskte değil gerçek bir filmde olmak'' vs. diye. böyle filmi böyle çeksem ben de reklamını yaparım böyle. kimse kusura bakmasın şimdi. adamlar işin özünün hakkını veriyor. sanat yapıyorlar gerçekten. neyse geçelim şimdi bunları.

    geçenlerde bunun, -aşağıda linkini vereceğim yazıda- ''disaster'' diye nitelendirildiği basım gösterimi oldu. tarantino orada olsaymış tüm mekanı yakarmış diyorlar vs. sebep? efendim aradan önceki filmin ilk iki saati akıl almaz görüntü rezillikleri, odaklama sorunları vb. sebebiyle izlenmez haldeymiş. ara olup da ışıklar açılınca izleyiciler, kimse bu durumu düzeltmek için bir şeyler yapıyor gibi görünmediğinden şaşkınlık içinde söylenmişler. sonunda filmin kalan kısmının sorunlar sebebiyle dijital olarak gösterileceği duyurulmuş ve film öyle tamamlanmış.

    üstte yazdığım paragrafı içeren bu yazı, birçok okuyucu tarafından çok gereksiz sözlerle dolu ve berbat olarak nitelendirildi. ben de reddit'te bir kullanıcının yazının okunması yeterli olacak tek kısmını paylaşması üzerine ekledim buraya işte.

    konunun tartışıldığı sayfa: http://www.reddit.com/…o_had_been_at_the_crest_on/
    alıntı: http://www.reddit.com/…een_at_the_crest_on/cxm8u0j

    iyi güzel de biz nereden bulacağız 70mm film gösteren salonu? yazık lan bize.
    youtube'daki ''bunun 800 mb'lık yify ripini indirecekler.'' yorumu kopardı beni. tamam biz de torrentçiyiz ama böyle filmleri önce gider sinemada izleriz, sonra da arşiv için en az 8-9 gb'lık riplerden indiririz .

    bu arada interstellar'ın 70mm rulosunu gördünüz mü?
    http://i.imgur.com/0tpbysl.jpg
    aranızda halen imgur açamayanlar var: http://i.hizliresim.com/lrbgvb.jpg

    alakalı: (bkz: sineboykot/#56748437)


    (kisa bisey olsun istemistim - 4 Aralık 2015 13:20)

  • comment image

    türkiye'de dün gösterime girmiş olan ve dünün ikinci seansında defterini dürdüğüm film.

    bir kere şunu söyleyeyim; daha başlar başlamaz 'tarantino sarısı'ndan, filmi kimin yönettiği anlaşılıyor. bu bir tarz demek ve o adamda bu fazlasıyla var.

    filmde beklediğiniz tüm görselliğe, teknik ya da estetik her türlü konuda başarılı gelecek çekimlere erişeceksiniz, hiç şüpheniz olmasın. yine bununla ilintili olarak dekor, kostümler, kullanılan nesneler vs. hepsi bu işin bir zevk meselesi olduğunu gösterir nitelikte. filme dair diğer her şeyi ekarte edersek, kadrajda görünenler konusunda benden tam not aldı yani.

    müzik konusunda bu defa biraz zayıf kaldı maalesef. aslında bir film için iyi sayılır ama kendi standardının altında kalmış bu sefer. ennio morricone yazıyor orada kapı gibi, çok daha yukarıdaydı beklentim. ayrıca filmin giriş müziği zannediyorum 'the things' filmiyle aynı. ya da müthiş sallıyorum. sallamıyorsam bunun sebebi nedir, öğrenmek istiyorum. velhasıl müzik konusunda sınıfta kaldı demeyeyim ama pekiyi ile de geçemedi, tatmin olmadım. bu arada ennio morricone django unchained'in müziklerini yaptıktan sonra bir daha asla tarantino'yla çalışmayacağını söylemişti. pınar n'ooldu?

    oyuncu seçimi bence çok iyi. gerçi christopher waltz bebeğimi gözlerim çok aradı ama yoktu. halbuki cast belirsizken onun oynayacağı dedikoduları dolaşıyordu etrafta ama ne yazık ki john ruth rolü qt'nun bir dönem kill bill'de bill'i oynaması için düşündüğü isim olan kurt russel'a gitti. ayrıca samuel l. jackson hala efsane, bayılıyorum ona. bir de; jeniffer jason leigh inanılmaz oynadı. bu arada bu hanım filmdeki full cast içinde daha önce tarantino'yle çalışmamış dört isimden biriymiş. uyum sorunu yaşamışa hiç benzemiyor.

    senaryo, diyaloglar ve mizah çok başarılıydı bence ki bu filmle ilgili bilinmesini en çok istediğim şey bu. çoğu mizah yapılan filmlerde iyi esprilerde bile hafif bir tebessüm ederim en çok, bu filmden çıktıktan sonra bile durup durup birkaç defa güldüm. gerçekten çok iyiydi.

    velhasıl üç saatlik bir film olduğunu imdb'de oylarken fark ettim. ortalama bir seyirci için seyrederken zulümdür üç saat, beni zerre sıktığı an dahi olmadı ama vasat sinema seyircilerini de sıkmayacağına temin edebilirim.

    bu paragraftan sonra filmde yakaladığım ve tarantino'nun diğer filmleriyle bağdaşık detayları birazdan sinema meraklıları için paylaşacağım. spoiler gibi bir haltlar dönebilir burada o yüzden izlemeyenler go away!

    --- spoiler ---

    #red apple marka sigara, pulp fiction'a göndermeydi. samuel l. jackson'a da doğrudan iyi bildiği söylendi hatta filmde. ve ayrıca kill bill'de de havaalanında bu sigara markasının reklamı mevcuttu.

    #filmde "a bastard's work is never done." deyip duran karakterin bu sloganı, qt'nun inglourious bastard filminin afişinde yazılıydı.

    #michael madsen'in karakterinin adı joe gage, homoseksüel göndermeleriyle ünlü yönetmen tim kincaid'in takma adıdır. aynı michael madsen, kill bill'de budd karakteriyle bildiğimiz adamdır ki o karakter ismi de yine tarantino'nun hayranı olduğu bir başka yönetmen olan budd boetticher'dan esindir. bu adam ayrıca reservoir dogs'taki blondie'ydi.

    # samuel l. jackson'ın oynadığı karakterin adı (marquis warren), qt'nun sevdiği ünlü western yönetmeni charles marquis warren'dan esinlenilmiş belli ki. eminim filmde the virginian'dan esintiler de vardır da izlemediğim için bilmiyorum. bonanza'dan esintiler var çünkü.

    #filmde '8' sayısı defalarca kez diyaloglarda geçiyor. sürekli filmin ismi ve özelliğine(qt'nun 8. filmi) atıflar var. ve bunun benzerini daha önce fellini yapmıştı. 8 1/2 filmi de bu mantıkla oluşturulmuş bir filmdi hatırlarsanız. buradan bu durumun tabii ki fellini'den çalındığı gibi bir fikre varmaya çalışmıyorum. bilakis qt, fellini'nin bu filmini çok beğenir ve adamın beğendiği şeyleri refere etme hastalığı var. zaten pulp fiction'da da bu filme atıf vardı. uma thurman ile john travolta'nın dansı, barbara stelee ile jack rabbit slims'inkinin aynısıydı.

    #menzil arabasının üzerindeki yazının da bir sinyal olduğuna emindim. filmden sonra baktım ve yanılmadım. 3:10 to yuma'dakinin aynısıymış: butterfield overland stage

    #mexican bob, john wayne'in true grit'inde de bir karakterin adıydı.

    #tarantino'nun bu filmin haricinde üç kelimeli bir filmi yok, hepsi iki kelimeydi. sanırım öyleydi yani, varsa aklıma gelen yok şu an. bu biraz uydurma bilgi olabilir.

    #testislerden vurulma olayı qt'nun iki-üç filminde daha hastalıklı olarak yaptığı bir şeydi. devamı gelecek herhalde.

    #tim roth'un ölüm şekli reservoir dogs'taki karakteriyle çok benzer. orada da midesinden vurulmuştu. hatta orada da sadakati sorgulanırken olmuştu bu.

    #namı general bilmem ne olan yaşlı adam, galiba kill bill'de de kendisine old man denilip durulan adamdı.

    #oswaldo mobray karakterine "the little man" denilmesi inglourious bastards filmine göndermeydi. hitler onun büyük büyük babası olduğu için küçük adam yakıştırması yapılmıştı.

    ---
    spoiler ---

    velhasıl film 'her yere uğramış ama orijinal olmuş' türünün yaratıcısı tarantino'nun tamamen kendisini yansıtan bir eserdi. beklenenin yüzde yüzü olmasa da büyük çoğunluğunu verdi. tebrik ediyor, sıradakini bekliyoruz. bu kadar eğlence yeter.

    8,5/10


    (jesensza - 9 Ocak 2016 14:37)

  • comment image

    sözlük hatunları için ideal bir başlık bu filmin başlığı. filmin ilk yarısından sıkıldığını söyleyen tiplerin hiçbiri önsevişmeyi bilmiyor ve erken boşalıyordur.
    lan o bayıldığınız sürpriz final, o aksiyon, o dökülen kanlar ilk yarıdaki olay örgüsü olmasa ne işe yarayacak ne zevk verecek amk bebeleri?


    (a r a m i s - 15 Ocak 2016 01:38)

Yorum Kaynak Link : the hateful eight