Süre                : 1 Saat 42 dakika
Çıkış Tarihi     : 10 Aralık 1999 Cuma, Yapım Yılı : 1999
Türü                : Drama,Romantik
Taglar             : kıskançlık,Takıntı,Göğüsler,Seks sahnesi,ateist
Ülke                : İngiltere,ABD
Yönetmen       : Neil Jordan (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Graham Greene (IMDB)(ekşi),Neil Jordan (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : Ralph Fiennes (IMDB), Stephen Rea (IMDB)(ekşi), Julianne Moore (IMDB)(ekşi), James Bolam (IMDB), Ian Hart (IMDB)(ekşi), Jason Isaacs (IMDB)(ekşi), Deborah Findlay (IMDB)(ekşi)

The End of the Affair ' Filminin Konusu :
The End of the Affair is a movie starring Ralph Fiennes, Julianne Moore, and Stephen Rea. A desperate man tries to find out why beloved woman leaved him years ago.

Ödüller      :

BAFTA:BAFTA Film Award-Best Screenplay - Adapted


Kıskançlık / 11
  • "underrated bir film. icerisinde cok fazla "ince" sahneler vardir. "he doesn't know that sound.""
  • "kadin, kocasi ve sevgilisinin ayni cati altinda ya$ama gudikligiyle bana henry hakkinda unfaithfuldaki richard gere karaktersizligi izlenimi vermis, tiksindirmi$tir.(bkz: menage a trois)"
  • "(bkz: michael nyman)(bkz: diary of hate)"
  • "aşkın ve sevginin çeşitli halleri ve boyutlarını anlatan oldukça etkileyici bir filmdir bu. izlerken tutkudan, sevmekten ve acı çekmekten ben bile yoruldum."
  • "graham bey'in kendince güzel bir aşk zannettiği fakat insanı depresif bir hale sokan ve de öle bi sevgilim olursa öleyim daha iyi diye düşündürten bir film.müziği iyidir."
  • "izlediğim en iyi aşk filmlerinden biri."
  • "çok uzun zamandır izlemediğim ama ilk izlediğimde fena etkisini göstermiş bir filmdir. bir de bu filmin 1955 versiyonu vardır. bir söz verilir ve evin duvarlarından tutku dökülmeye başlar."
  • "en iyi kadın oyuncu (j. moore) ve en iyi goruntu dallarında oscara aday olmuş, en iyi uyarlama senaryo dalında da bafta kazanmı$."




Facebook Yorumları
  • comment image

    graham green'in yazdigi romanin önce filmini izlemiş ve çok da begenmiştim. dün romanın audiobook kaydini colin firth seslendirmesi ile dinledim. roman ile film arasinda bence ciddi farklar var:

    --- spoiler ---

    film, sarah'ın kocasını aldatması, tanriya verdiği söz ve ölümüne dek uzaniyor. ancak roman filmden farkli sekilde bir iliskinin bitmesi olayina deginiyor. mourice, tanriya kendisinin hayatini bagislamasi icin yalvaran ve bu gerceklesince sozunu tutmak icin onu terk eden sarah'in aslinda bombardimandan cok once ayrilmaya karar verdigini ve bu nedenle tanri ile bir pazarliga girebildigini soyluyor. mourice'e gore sarah onun kiskancligindan bunaldi ve coktan kendisinden "gecti". eğer kafasinda bu iliskiyi bitirmis olmasa ve mourice'e hala asik olsa tanriya yakarmak yerine, onu kurtarmaya ugrasirdi. bu noktada kitaba ismini veren "the end of the affair" farkli bir boyut kazaniyor.

    kitabin neredeyse ortasinda gelen sarah'in olumu uzerine ise kitabin sonuna kadar kocasi, sevgilisi ve annesi arasinda sarah'ın gömülme bicimi, dini inanclari ve hristiyanliktaki uygulama farkliliklari konu ediliyor. filmde ise bu konuşmalar neredeyse hic yok.

    ---
    spoiler ---

    tum bu farka ragmen film sonucta bir uyarlamadir ve elbetteki uyarlayanin yaklasimina baglidir ve kendi başına cok da basarilidir.


    (iklim - 16 Kasım 2014 21:10)

  • comment image

    bu tarz filmlerden hazzetmeyen birisi olark benim bile beğenimi kazanabilmiştir. julianne moore'un şahane perfonmasından etkilenmemek sanırım olanaksız. replikleri ile oyunculuğun etkisi daha da bir vurucu oluyor. böyle şaçma garip aşk hikayesi anlatan bir filmi benim için izlenebilir kılmaktan öteye taşıyor.

    --- spoiler ---
    sarah: love does not end just because you stop seeing each other.
    maurice bendrix: that's not my kind of love.
    sarah: maybe there's no other kind.

    sarah: love doesn't end, just because we don't see each other.
    maurice bendrix: doesn't it?
    sarah: people go on loving god, don't they? all their lives. without seeing him.
    maurice bendrix: that's not my kind of love.
    sarah: maybe there is no other kind.

    maurice bendrix: i'm jealous of this stocking.
    sarah: why?
    maurice bendrix: because it does what i can't. kisses your whole leg. and i'm jealous of this button.
    sarah: poor, innocent button.
    maurice bendrix: it's not innocent at all. it's with you all day. i'm not.
    sarah: i suppose you're jealous of my shoes?
    maurice bendrix: yes.
    sarah: why?
    maurice bendrix: because they'll take you away from me.

    maurice bendrix: he must heared us.
    sarah: he doesn't know that sound.
    ---
    spoiler ---


    (judeitero - 29 Haziran 2006 19:02)

  • comment image

    aşkın ve sevginin çeşitli halleri ve boyutlarını anlatan oldukça etkileyici bir filmdir bu. izlerken tutkudan, sevmekten ve acı çekmekten ben bile yoruldum.


    (adore - 27 Ocak 2005 12:13)

  • comment image

    --- spoiler ---

    -seni hala seviyor.
    -herkes sevgiyle yetinemez.
    -bana yetiyordu.
    -bu da seni onun pezevengi yaptı. terliklerinin yerini bilen ama karısını hiç fark etmeyen bir koca. tek pezevenk sen değildin ama.
    savaş en büyük pezevenkti.
    ve v1 ler aşk oyunu bitene kadar bizi hiç etkilememişti.

    ---
    spoiler ---


    (arafi gecince solda - 10 Aralık 2014 10:01)

  • comment image

    çok uzun zamandır izlemediğim ama ilk izlediğimde fena etkisini göstermiş bir filmdir. bir de bu filmin 1955 versiyonu vardır. bir söz verilir ve evin duvarlarından tutku dökülmeye başlar.


    (jael - 27 Temmuz 2010 15:47)

  • comment image

    --- ya spoiler varsa ---

    tanrı'nın varlığını aşkıyla kavrayabilmiş bir kadın ve inanmadığını iddia ettiği'nden ölesiye nefret eden bir adam. (bkz: ateyizler bunu da açıklasın)

    sarah'nın aşkı, maurice'in tutkusu, henry'nin zavallılığıyla örülmüş başarılı bir film.

    tanrı'nın varlığına işaret eden böyle bir film yerli yapım olsaydı stv'de yayınlanırdı ( oyuncularla birlikte olay ve şartları da yerli yapın, son haftaları aynı evde yaşamayı unutun, kapıyı çalan imama kocası işe gitti, ben sevgilisiyim demek falan, tövbe estağfurullah) heyhat bu haliyle izleyenleri büyülüyor.

    'göremediğini yok sayamazsın' teması etrafında kurgulanan bu güzel aşk filmi şüphesiz ilahi aşka giden yolu gösteriyor.

    son sözü bendrix söylesin: sevgililer kıskanç olur, kocalarsa gülünç.
    --- ya spoiler varsa ---


    (lusas - 7 Ocak 2014 00:51)

  • comment image

    ilk bölümünde dağıtıp son bölümünde toparlayan film, büyük bir aşk falan değil, fena halde din propagandası üzerine kuruludur...

    2.5 kişilik bu film üstelik bu rolüyle oscar adaylığı olan julianne moore'un ifadesiz oyunu yüzünden duyguları aktarmakta yetersiz kalırken, tanrıya ulaşmanın yollarının sınırsız olduğunu savunmayı da ihmal etmiyor.
    neymiş? bedelsiz mucize olmazmış.
    konusu olmasa da savunduklarıyla lars von trier'in breaking the waves- dalgaları aşmak (1996) filmiyle benzerliği olan bir film...


    (masiva - 1 Temmuz 2014 21:11)

  • comment image

    acıtır bu film. seneler önce bir gazete köşe yazısında duymuştum bu filmin romanının ismini*, dur bakalım neymiş diye okuduğum sırada, tesadüf bu ya vcd kapağı çarptı gözüme bir dükkanın önünden geçerken. izlediğim o gün* dedim "aşkı her haliyle anlatabilecek başka bir film yapılamaz galiba bundan sonra" diye! belki o an bulunduğum ruh haliyle de alakalı olabilir bu durum, abartıyor da olabilirim bundan dolayı ama her insanın "ölmeden önce izlenecek filmler" listesinde mutlaka olmalı bu film. oyunculuklara zaten söylenebilecek bir şey yok da film müzikleri ayrı bir efsane. kafanın boş olduğu bir zamanda (ya da dolu, bilemedim bak şimdi!) mutlaka izlenmeli.


    (what is matrix ulan - 21 Eylül 2013 02:12)

  • comment image

    en iyi kadın oyuncu (j. moore) ve en iyi goruntu dallarında oscara aday olmuş, en iyi uyarlama senaryo dalında da bafta kazanmı$.


    (neen - 14 Aralık 2002 17:06)

  • comment image

    filmin basinda ralph fiennes "i wish i never stopped him that night under the rain" (o gece yaamurda durdurmasaydim ulan herifi) gibi bisiler soler, altyazilarda ayni cumle "keske onu o gece trende durdurmasaydim" seklinde cikar.. arkada flashback yapilmistir bu sirada, yagmur altinda henry'yi durduran maurice gorunur; ben kafayi yerim...

    ayrica (bkz: turkceye sacma cevrilmis film isimleri)


    (cubique - 27 Haziran 2000 21:23)

  • comment image

    aşk nedir sorusunun cevabını, izleyeni köşeye sıkıştırarak irdeleyen, empati ile izlenmesi durumunda sarsan ve yıpratan bir film.

    --- spoiler ---
    "yeter ki hayatta olsun, bir daha onu hiç görmeyeceğim." diye yemin edecek kadar çok seven bir kadının aşkı ile tanrıya verdiği söz arasında sıkışıp yok olmasını anlatan bir film.
    ---
    spoiler ---


    (koyumavi - 27 Aralık 2004 14:58)

  • comment image

    filmi son derece çarpıcı ve güzel sahnelerle doludur, özellikle soundtracklerden diary of hate in çaldığı sahnelerde koltuğunuza çakılır kalırsınız.
    romanında da sıkı detaylar olmakla beraber, faulkner bu kitap için "tüm zamanların en sahici romanlarından biri" gibi bir laf etmiştir ki işte bunu anlamak şahsımca mümkün değildir. bu derece abartılı dini referanslarla süslenmiş bir romanı, o dine -hatta o mezhebe, katolik- mensup olmadan nasıl 'sahici' görebiliriz? bendrix'in kıskanma duygusu romandan bize bulaşacak kadar iyi işlenmiştir; öte yandan bu kıskanma duygusunun karşısında dini bir sevginin birleştiriciliğini önermek, ve hatta okuduğumuz romanı da bendrix yazdığına göre onun da bu anlayışı sonradan kabul ettiğini düşündürmek, graham greene'in "önce katolik sonra romancıyım" diyerek aidiyetini belirttiği katolik kilisesinden başka kimin sahicilik anlayışına uyar?
    şunu da belirtelim ki dostoyevski'nin ya da tolstoy'un kurumlardan uzak dindarlığıyla (bu doğru kelime mi emin değilim) greene'inki arasında fark vardır. farklı bir inanca sahip olsanız da ya da hiçbir inancınız olmasa da ilkinin 'tanrı sevgisi', 'merhamet', 'acıma' kavramlarından etkilenirsiniz. greene'in dindarlığı ise bir tür misyonerliği aşamaz.
    bu itiraza rağmen zevkle okunabilecek bir roman ve güzel bir filmdir. ama faulkner da neyi bu kadar sahici bulmuş öğrenmek isterdim...


    (zebrates - 23 Haziran 2011 00:33)

  • comment image

    graham greene'nin yazdığı, tanrıyla pazarlığa oturup en çok sevdiğini geri alabilmek karşılığında tanrıya en çok sevdiğini vermeyi öneren bir sevgilinin kararı anlatılır;

    * *...bir aşkın orta yerindeki sevişmeden sonra sevgili odadan çıktığında başlayan bir hava bombardımanında ev isabet alıyor ve sevgilinin biraz önce geçtiği bölüm çöküyor. daha iki dakika önce koynunuzda olan birinin yok olduğunu görüyorsunuz.

    o korkunç anda diğer sevgili, yaşadığı çaresizlik karşısında, aslında pek de inanmadığı tanrıya sığınıyor. dizlerinin üstüne çöküp yalvarıyor.

    "inandır beni" diyor, "o yaşarsa inanacağım. ona bir fırsat tanı. bırak mutluluğuna sahip olsun. bunu yap, inanacağım sana." eğer biraz önce kapıdan çıkan sevgili yeniden o kapıdan sağ olarak dönerse, onu bir daha hiç görmeyeceğine söz veriyor tanrıya.

    "insan birini görmeden de sevebilir, değil mi" diyor, "seni hayatlarında bir kere bile görmeden seviyorlar." kapı açılıyor, öldü sanılan sevgili içeri giriyor.

    bundan sonra bir insanı görmeden de sevmenin mümkün olup olmadığını öğrenecekti.

    bir dokunuşa, bir bakışa, bir sese, bir işarete muhtaç olmadan, onu besleyecek bir bedene, bir vaade, bir ümide ihtiyaç olmadan, tek başına da sürebilecek kadar güçlü bir sevgi mi aşk.. "tanrıyı sevdiğim kadar severim seni" diyebilmek, böylesine korkunç bir bağlılığa rıza göstermek mi aşk.. birisi tarafından öyle sevilmek istersiniz. ve birisini öyle sevmek.

    büyük bir ödülün ve büyük bir cezanın sahibisinizdir. bir insanı tanrıyı sever gibi sevebilecek bir güçle ödüllendirilmiş. bir insanı bir tanrıyı sever gibi sevebilecek kadar güçlü olduğunuz için cezalandırılmışsınızdır.*

    hayat tuhaf ve sancılı tesadüflerle doludur. ve hayat acılar, ayrılıklarla, doludur. ümidin bittiği yerde kabullenme başlar. kabullenme ise yolun sonudur ve genelde en acısız patikaya çağırır insanı, karanlık ama ileride başka başka patikalara bağlanan bir yol. patikayı işaret eden tabelada keskin harflerle "unutuş" yazar. bu en çok girilen yoldur, mantığın yoludur.

    çatallı yol ayrımının diğer patikası uçurumla biter. karanlık bir vadi ağzı aç gözlerle bakar "gel asıl unutuş bende, acıları dindirenim ben..." diye. ama yalancıdır vadi, patikanın girişinde silik harflerle "ölüm" yazar. bu en girilmeyesi yoldur, deliliğin yoludur.

    ama insan yol ayrımında, iki boyutlu bir dünyada manasız ve imkansız bir şey yapar ve yukarıya bakarsa çok daha farklı bir şey görür bazen. bu onu ağaçların tepesinde gezinen bir patikaya çeker. bu yol, insanı yol ayrımından önce sevdiğiyle beraber izlediği patikaya geri döndüren mucizevi bir yoldur! ağaçların tepesinde birbirine bağlanmış gümüş iplerden ibaret ayışığıyla yıkanan bir yol!

    ama her mucizenin bir bedeli vardır, her mutluluğun olması gerektiği gibi. bu yol asla, o aşağıdaki patikaya inemez. ayın ışığını içer ve yıldızları çekersin içine ancak.

    ağaçlardaki patika bir bakıma aynıdır hayatın diğer patikalarıyla. hayatın zorlukları, iniş ve çıkışları, gayretleri; herşeyi bulunur ağaçlardaki patikada. ama bir fark vardır; yaşayıp unutmamaktır bu patika, başkayı istememek. sadece onu istemek.. görmeyip sevmek.. işitemeyip görmek.. dokunamayıp işitmek.. ve izler insan. ve sever.

    yolda ilerleyen "o" yukarı bakıp iplerde yürüyeni görmeyecektir dahi. beraber yürünmeyecek ağaçlık patika. ama aykırı yolu seçen, onu görüp yüzündeki her ifadeyi, yürüyüşünü seyre dalacak. bir yandan kendi yolunda giderken bir yandan "o"nu görmese de, duymasa da, bir bakışa, bir dokunuşa hasret olsa da hep en güzeli, en iyiyi isteyecek öteki için. ve onun her tebessümüne çılgınlar gibi sevinecek.

    ve görmese de duymasa da. ve bilmese de, dokunmasa da..
    ve... sevilmese de... sonsuza dek..

    o insanı tanrı gibi sevecektir.


    (pagonel - 3 Eylül 2005 07:05)

Yorum Kaynak Link : the end of the affair