Süre                : 1 Saat 30 dakika
Çıkış Tarihi     : 12 Mayıs 2005 Perşembe, Yapım Yılı : 2005
Türü                : Drama,Romantik
Taglar             : Balık tutma,tekne,Salıncak,deniz,yaşlı adam
Ülke                : Güney Kore,Japon
Yönetmen       : Ki-duk Kim (IMDB)(ekşi)
Senarist          : Ki-duk Kim (IMDB)(ekşi)
Oyuncular      : 

Hwal ' Filminin Konusu :
Hwal is a movie starring Yeo-reum Han, Ji-Seok Seo, and Gook-hwan Jeon. On a fishing boat at sea, a 60-year old man has been raising a girl since she was a baby. It is agreed that they will get married on her 17th birthday, and she...


Kıskançlık / 11
  • "belki de en iç acıtıcı intahar teşebbüsünü barındıran kim ki duk filmi..hele ki bıçağı saklayış anındaki pişmanlık,vazgeçiş unutulmamalı. ölüm yaklaştıkça aşktan bile vazgeçilebiliyormuş..."
  • "filmdeki siken yay da süper ego."




Facebook Yorumları
  • comment image

    kim ki duk siirselliginin yaninda, uzakdogunun mistik tore gelenegini de yansitan, bir anlamda hem cekince sahibi yapan, hem ilgi toplayan kim ki duk filmi.. oncelikle filmle ilgili, kim ki dukin anlasilmazligina dair soylenenlere katilmadigimi belirtmek istiyorum. elbette bu 12 filmin icinde - 6 sini seyrettim- cok ilginc, anlasilmaz, hatta anlasilmamasi gerektigini anlatan sahneler, sekanslar vardi. lakin kim ki duki anlamak, bir kitabi anlamak gibi kanimca, giris-gelisme-sonuc tadinda izlemek gerekiyor demiyorum,ancak oyle eyvah burayi anlamadim diye ic gecirilip pes edildiginde onun eseri ve o bastan kaybedilir gibime geliyor. bir yerde belirtilmis, sonunda hep degisik surrealist bir oge ile karsilasiyoruz filmlerinde diye. hakli bir yorum ancak burada belirtilmesi gereken, o son noktada filmin butunlugunden bagimsiz olarak yer almayan, bilakis filmle icice, onu ozetleyen degil ama ona en buyuk anlami katan planin yer aldigi gercegidir. bunun icin ozeldir kim ki duk, bunun icin ozgundur.

    --- spoiler ---
    hwalda karsimiza cikan senaryo icin basit demek degerlendirmede insani bastan yanlisa gotureceginden filmin senaryosunun siradisi oldugunu kabul etmek gerekiyor. bunun imgeler tasiyan bir metafor oldugunu dusunursek genel anlamda hayatla baglari koparilmis bir kiza karsi duyulan, onu hem buyutecek ve koruyacak kadar sefkat, hem ondan faydalanacak derecede gozleri karartan bir hedonizm, hem karsindakinin dusuncelerine azicik bile tahammul gosteremeyecek derecede bir narsizm. ve bunun disinda bir insanin dunyayi gorme istegi, ailesini bulma arzusu, belki de hepsinden önce olarak oradan kurtulmak isteyisi. bunun cevresinde insanlarin anlayissizliklari, iyilige karsi hainlik ve kotuluk yapabilecek kadar vicdansiz olabilmeleri, iyi niyet denen seyin o yere basilan, yasanan karanin otesinde bir teknede bile varolamadigi gercegi.. kisacasi filmde neredeyse bir insani tasvir eden butun duygular mevcut. karakterlere paylasilmis, bolunmus halde ama korkutucu, mide bulandirici neyi varsa insan denen yaratigin, fazla miktarda siddet icermeden, daha cok duygusal, icsel olarak yansitilmis. bir kere bu onemli bir nokta.. siradisi senaryonun icine bunlarin boyle guzel, boyle manali yerlestirilisi gercekten etkileyici..

    karakterlerin oyunlarinda goze carpan bir olaganustuluk yok. kaldi ki boyle bir seye hicbir kim ki duk filminde rastlamadim diyebilirim.. bu onlarin performans dusuklugunden kaynaklanan bir sey degil sanirim. anlatilmak istenen konu, ozellikle iki ya da uc kisi arasinda buyuk oranda paylasilmakta bu yonetmenin filmlerinde ve anlatilmak istenenin vuruculugunu, etkileyiciligini azaltmamak adina boyle bir durum soz konusu olmus olabilir. bu filmde kucuk kizin bakislari cok manidar, cok anlamli. dusuncelerini hayal edebiliyor insan. fal bakmaya giderkenki tavirlari, cocukla arasindaki kacamak bakislari, ihtiyara kizdiginda yuzunun aldigi sekil. yansitmasi gerekeni cok iyi bilen bir ayna gibiydi. imgeleri kizin yuzune tutsaniz guneste, parildayanlar ancak bu kızın mimikleri olabilirdi bir diger deyisle. ihtiyar ise tam anlamiyla bildik kim ki duk karakteri mizacinda.

    muzikler etkileyici, hem kızın hem ihtiyarin calabildigi enstrumandan cikan sesler insani alip goturuyor. hele bir yerde mercan dedenin nar i semsinin girisine oyle bir yaklasti ki, eriyorum, ucuyorum falan zannettim. mistik, histerik ogeler her yanini kapliyor insanin. diyalogun azligi kendisinin sevdigim diger bir yonu zaten, oraya hic girmiyorum. sessiz sinema amacina dogru belirgin bir yonelis var ve ya ben kendisine alistigimdan ya da o, her filminde diyalogu azaltirken bunun eksikligini daha da az hissettirme teknigini gelistirdiginden insan kendini film boyunca gorsellige birakiyor. kulakta tınılar var sadece, melodiler, birkac marti cigligi, kimi zaman ruzgarin ugultusu..

    sonuc olarak filmekimi 2005te izledigim bu filmden tuylerim urpererek cıktıgımı hatirliyorum. ustelik film icinde bu yonetmene bir kez daha saygi duyarak. asil amacinin populistlik veya daha fazla kazanmak olmadigini apacik anlayarak. filmde ihtiyarin boynuna ilmik gecirdigi sahnede, her ne kadar ihtiyara sinirli olsak da bir yandan acima gudumuzun de hararetle calistigi anlar oldugundan kizin tekneden uzaklasmasi ve ihtiyarin olmesi cok aci, ic burkan, adami hasta edecek bir son olabilirdi. cok siradan bir son da olmazdi acikcasi. hatta bir an adam olecek, kiz gidecek ve film bitecek; ben de boyle oldugum yerde kalacagim, agzima sicilacak diyordum ki bitmedigini anladim. iste o an bu yonetmene bir kez daha saygi duydum. neden saygi duydugum, anlasilmamis ya da sacma bulunmus olabilir ancak gunumuzun sanatsallik kadar endustriyel hizmetleri de on planda olan bir sektore donusmus sinema ortaminda, boyle bir son cok ilginc olmakla beraber, ses getirebilirdi de. ama ondan sonraki bekaretin bozulurken torelerin uygulanisi ve ihtiyarin batisi gibi sahnelere gecerek, ihya etti sessizligin adami, mistisizmin yonetmeni.
    ---
    spoiler ---


    (lovehippi - 29 Aralık 2005 14:53)

  • comment image

    filmekimi 2005 ’te şimdiye dek izlediğim en etkileyici film. oldukça sakin ve sade bir film bu. tek mekanda * geçmesinden kelli sıkıcı olacağını düşünmüştüm ama beni yanılttı. genç kızla yaşlı adam arasındaki ilişkinin iniş çıkışları, araya giren 3 kişinin etkisiyle birbirlerine karşı takındıkları tavırdaki değişim filmi izlenebilir kılıyor.

    --- spoiler ---

    benim açımdan bu filmle ilgili en ilginç yön film ilerledikçe ve karakterleri tanıdıkça başta belirlediğim kötü ve iyi kavramlarının karışması oldu. önce yaşlı amcayı torunu yaşındaki bir kıza karşı sevgiyle karışık hastalıklı duygular besleyen bir adam olarak değerlendirirken filmin sonlarına doğru kazın ayağının öyle olmadığını anladım. tekneye gelen genç çoçuğu bir nevi kurtarıcı olarak algılarken sonradan 10 senelik bir ilişkiyi ve bağlılığı anlamadan ortaya atlayan bir zıpçıktı olarak görmeye başladım. yani kafamdaki iyi ve kötü karakter film boyunca sürekli yer değiştirdi ki benim açımdan bu durum filmin mesajını gayet güzel ilettiğinin bir göstergesi; kimse salt iyi veya salt kötü değildir. insanların davranışlarının ardında kendilerine göre nedenleri vardır.

    ikinci olarak da filmin sevginin aslında sadece karşı cinse karşı duyulan çekim olmadığının altını çizdiğini düşünüyorum. emek ve sabrın aslında ne kadar önemli olduğunu vurguladı ki benim aklıma alakasız olacak belki ama "sevgi emektir" repliği ve selvi boylum al yazmalım geldi. adamın kıza karşı duyduğu tutkuya rağmen onu yıllarca sabırla beklemesi, aralarındaki ilişkiye emek vermesi, kızın yaptığı seçime saygı duyması bence önemliydi. senelerce yalnızlığını paylaştığı, onun için umudu ve mutluluğu simgeleyen kız gidince adamın da tüm yaşama sevinci kayboldu. nitekim kız geri dönüp ölmeye çalışan adama sarıldığında adamın mutluluk gözyaşları görülmeye değerdi.

    ---
    spoiler ---

    birçoklarına sıkıcı gelebilecek veya “yav neydi öyle filmin sonudaki ezgantrik numaralar” dedirtecek bir film belki ama beni oldukça etkiledi. böyle hissetmemde tek kelime etmemelerine rağmen inanılmaz performanslar sergileyen yaşlı adam ve genç kız rolündeki oyuncular ve insana huzur veren müziklerin de katkısının büyük olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.


    (empas kumpas - 4 Ekim 2005 16:51)

  • comment image

    muhafazakarlığın iğrençliğini, korkunçluğunu iliklerime kadar hissettirmiş film. dışarıda olan yanlıştır, dışarıdan gelen tehlikelidir, seni yoldan çıkaracaktır, hepsini oklarımızla korkutup kaçırmamız gerekir. gemiyi terk etmeye kalkarsan bu davaya ihanettir ve icabına bakarız. gerekirse halatları boynumuza dolarız. gebersek de mührümüzü basarız. yedi kat yerin dibinde de olsan bekaretini yine "biz" alırız der. doğru söyler.

    alırlar çünkü.


    (peynirsizgozleme - 23 Aralık 2005 15:38)

  • comment image

    korunaklı(denizin ortasında bir gemi) bir dünyada dışarının ve ihtiyaçlarının farkına vardıkça büyüyen gittikçe bir arzu nesnesine dönüşen kızla, ona belirli bir zamana kadar ertelenmiş bir arzu duyan ihtiyar üzerinden sadakatın, mutluluğun, aşkın, huzurun, gençliğin, ihtiyarlığın sorgulandığı bir film.
    bu korunaklı dünyaya dışarıdan gelen en kolay defedilen tehlike, hali vakti yerinde balıkçılar ki filmin baş kahramanı adam tarafından savrulan oklarla bertaraf ediliyor. yani insanoğlunun ilk komplike silahı ile... "ok" un üzerinden girdiğimiz metafor dünyasında yönetmen kim ki duk, oku; korunağı sağlayan denize atılan bir nesne, dışarıdan gelen düşmanları bertaraf eden bir silaha, geleceği görmek üzere bir ikonun üzerine atılan bir fal nesnesine ve en nihayetinde göksel düzenin bir parçası olarak beyaz kanatlı eros’un insanları birbirine aşık eden okuna, yine gökselle yersel arasında bağ kuran bir ritüel olarak müziği çıkaran yayın tamamlayıcı parçasına dönüştürüyor.

    her şeyin yerli yerinde olduğu bu dünyayı tehdit eden en büyük şey, gittikçe bir arzu nesnesi haline dönüşen kız. üstelik bu arzu nesnesi, suya işemek gibi sıradan insanı faaliyetlerden de azade değil. aslında tam olarak korunağın delindiği yer de burası. kız, bunuel’ci anlamda bir arzu nesnesi değil, bir uzak doğu masalının neredeyse dilsiz ama bakışlarıyla konuşan, saflığı, pir-ü paklığı özenle korunan, ihtiyaçları giderilen, zamanı gelince halvet olunacak masum bir uzakdoğu lolitası olarak kurgulanmış. ertelenmiş arzu nesnesi olarak kızın elde edilebilirlik imkanı, bir mp3 çalar ya da bir çift kırmızı ayakkabı sayesinde oluyor gibi gözükse de, gerçek anlamda kızın elde edilebirliği bir özne olarak kendisine gerçek arzuyu duyan ihtiyara başkaldırdığı, bir kadına dönüşmeye başladığı, kendi ihtiyaçlarının farkına vardığı ve bunu gidermek için genç çocuğun yatağına gizlice girmesiyle oluyor. yani iktidara minnet duysa bile ona karşı çıkan bir çocuksuluktan ihtiyaçlarını karşılama yolunda mesafe kateden bir arzu nesnesine doğru yol alış sözkonusu. burada kızı küçüklüğünden bu yana yetiştirmiş ihtiyarın gerçek anlamda arzuya sahip olduğunu, genç çocuğun ise daha insani bir düzlem içerisinde ele alındığını, onun tek çabasının tensel, cinsel bir istekten daha ziyade kızın daha iyi bir gelecek için bu korunaklı dünyadan kurtarılması gibi gayet insani bir amaca sahip olduğunu görüyoruz. üstelik bu insani düzlem o kadar alışıldık ki, genç çocuğun en büyük özlemi, kızı buradan kurtarmak ve onunla evlenmek. üstelik bu evlenme "eğer mümkünse" durumu içerisinde ele alınmış. yönetmen gençlik ihtiyarlık durumunu ters yüz etmiş, arzuyu besleyen ihtiyarı gerçek genç olarak karşımıza çıkarmış. kızın gerçekten arzulayana(ihtiyara) nihai dönüşü genç çocuğun bu ihtirastan(gençlikten) yoksun hali olabilir mi?
    üstelik gerçekten arzulanana ciddi emek sarf edilmişse bu dönüş daha anlamlı hale gelmez mi? ihtiyarın, ihtiyarlığından dolayı kaybolmakta olan her anlamdaki iktidarı, göğe savurduğu okun bir erkeklik aleti olarak geri dönüşü üzerinden tali bir ayrıntıya dönüşmüyor mu? ve en nihayetinde ihtiyarın kendi varlığından vazgeçişi onu nihai kazanan yapmıyor mu?

    filmin izlemek, bakmak, gözlemek gibi kavramlarla olan ilişkisi de foucalt’ın cinsellik üzerine yaptığı çalışmalarda vardığı sonuca yani erotizmin doğuda bir sanat(ars erotica) olduğuna dair düşünceleri akla getirtmiyor değil. o kısıtlı mekan da bile yakalanan görsellik ile kızın o masum ama her an sınırı aşabilecek, büyümenin getirdiği talepkar olma halini yansıtan, güzel, erotik, huzursuzluk verici bakışlara böyle bir anlam yüklersek "aşırı yorum" mu yapmış olurum, bilmiyorum. ancak uzakdoğu filmlerinin ve yönetmenimizin görsellik anlayışında tıpkı yönetmenin bir başka filmi olan "spring summer fall winter and spring" de olduğu gibi haz verici bir yan var. hazza bu kadar yaslanan bir görsellik erotizm demektir. üstelik erotizmin sadece görüntülerle ve imgelerle oluşturabileceğini biliyorsak böyle bir bağlam içinden özelde bu filmin genelde de sarhoş edici görselliklere sahip uzakdoğu filmlerini okumak mümkündür diye düşünüyorum.

    şimdi şunu soralım, filmden sonra üzerimizde kalan o epikürist etkinin nedeni "mutluluğun teknik tabiri hazdır" aforizmasının doğruluğu olabilir mi?


    (in nuce - 5 Aralık 2005 18:22)

  • comment image

    emek sinemasında arka tarafta otururken, izleyicilerin büyük çoğunluğunun kafalar yana yatık şekilde * izlediğini gözlemlediğim lakin son yirmi dakikada ilginç duygular yaşayan insanların kocaman gözlerle çıkmasına neden olmuş filmdir. uzakdoğu ve aşk kavramlarına tekrardan hayranlık duymayı sağlamıştır.

    bu şekilde yoğun aşk ve tutkuları yaşamak için batılı değil, daha çok doğulu olmayı kesinlikle tercih edeceğimi bir kez daha görmemi sağlayan, film festivalinin en hoş parçasıdır.

    --- spoiler ---
    muhtemelen hayatta insana huzur vericilikte uç noktalardan birisi olan bir salıncak ayrıntısına sahip film.

    ---
    spoiler ---


    (kehanet - 6 Ekim 2005 10:55)

  • comment image

    öyküsü ve duruşu ile sevilmeme ve hor görülme potansiyali yüksek olan, feminist entellektüelleri rahatsız edebilecek ancak görselliğine ve sinema diline kimsenin söyleyecek tek kelime bulamayacağı film.
    öyküsü ve duruşu tarafımda herhangi bir rahatsızlık yaratmamıştır. utanmasam boş ev'den daha fazla sevdiğimi bile söylebilirim. ilk 70 dakikasını normal bir kim ki duk filmi kadar sevmişken son 20 dakikasından çok etkilendiğimi söyleyebilirim. gözyaşlarım gelip dayandı ama atamadım dışarı. finaldeki sevişme sahnesini çekerken kim ki duk ağabeyin aklına gelmiş midir bilmiyorum ama, ben aslında şöyle bir mana sezinledim: "yeni birini eskinin yerine koyduğunuzda, yeni ile sevişirken aslında uzunca bir süre eski ile sevişirsiniz. ten yeninin teni olsa da senin zihnindeki, ruhundaki, aklındaki aslında eskidir"
    öyle midir gerçekten?


    (eskici - 4 Ekim 2005 11:06)

  • comment image

    filmekimi 2005 kapsamında gösterilecek olan filmin iksv yer alan tanıtımı;

    --- spoiler ---
    yönetmen: kim ki-duk
    oyuncular: seo min-jeong, seo si-jeok, jeon gook-hwan

    kore, 2005
    35 mm. / renkli / 120’
    korece; ingilizce ve türkçe altyazılı

    3 pazartesi 21.30
    5 çarşamba 16.00
    kim ki-duk’un cannes film festivali’nde yarışma dışı gösterilen bu on ikinci filmi, yine ustanın alamet-i farikalarını içeriyor: mecazi bir anlatım, sözler yerine bakışlar, hareketler ve beden diliyle belirlenen minimalist bir yaklaşım. dahası, film tek bir mekânda, açık denizdeki bir balıkçı teknesinde geçiyor. altmış yaşlarında bir adam, on altı yaşında güzel bir kızla (samaritan girl / fedakâr kız’dan tanıdığımız seo min-jeong) birlikte bir balıkçı teknesinde yaşar. kız on yedi yaşına girdiğinde evleneceklerdir. yaşlı adam, teknesini kıza kur yapmaktan vazgeçmeyen balıkçılara kiralayarak geçimini sağlar. bu adamları kızdan uzak tutmak için ise, aynı zamanda geleceği tahmin etmek için kullandığı bir yaydan yararlanır. başka bir balıkçının genç oğlu, kızla yakınlaşınca, dengeler bozulur ve kız, kendini yaşlı adamın tutsağı olarak görmeye başlar. kızın davranışlarındaki değişiklik, yaşlı adamın sertleşmesine yol açar; genç adam dönüp kızı götürmek istediğinde ise aralarındaki gerilim doruğa ulaşır.

    “bu filmde, yaşlı bir adamın bencilce aşkı üzerinden, yaşlılığın her şeyin sonu mu olduğunu sorgulamak istedim. artık bunları yapmak için fazla yaşlı olduğumuzu düşünerek birçok şeyden vazgeçiyoruz. fakat, yaşlı adamın kıza duyduğu bencilce ama ateşli tutku aracılığıyla, insanın ölüm saati geldiği ana kadar güzel olabileceğini göstermek istedim. bence sınırsızca arzulamak çok güzel bir şey. hele hele bu arzu ve istek başka birine yönelikse.” –kim ki-duk
    ---
    spoiler ---


    (ride - 15 Eylül 2005 20:59)

  • comment image

    60 yaşındaki bir dayının 16 yaşındaki bir çocuğa duyduğu aşk diye tanıtılan fakat öyle olmayan film.

    --- spoiler ---

    izlerken kanım dondu resmen. hele hele yapılan yorumları okudukça dehşete düştüm. çok şiirselmiş efenim. kızın salıncakta sallanması huzur veriyormuş. seni de hurda bir teknede hiçbir şey görmeden ve bilmeden büyütelim o zaman. eline bir salıncak verelim, sallanır durursun artık.

    yaşlı bir dayının aşk hikayesiymiş. sübyancı bir adamın hissettiği şey ne zaman aşk oldu? ya da soruyu şöyle sorayım: bir insan evlenmek için 10 yıl bir kız çocuğuna bakar mı?

    özellikle ekşide ensest kurbanı, tecavüz kurbanı, küçük yaşta evlendirilmiş kız konulu başlıklara yazarların öfke püskürdüklerini bilmesem herşey aşktır meşktir deyip geçeceğim. ne aşkı? böyle birşeye nasıl aşk diyebiliyorsunuz? hayretler içindeyim. aşkın adını kirletmektir bu. kelimeye tecavüz etmektir.

    tam lolita kıvamına gelmiş küçük bir kız gördüm ben. hatta biraz yarım akıllı olacak ki, tekneye binen her amcanın kucağına oturup gülümsüyor, ellemelerine ses çıkarmıyor. ta ki ok yaydan fırlayana kadar. tekneye binen her sübyancının kızın orasını burasını ellerken görmekten içim şişti, midem bulandı bir kere. sürekli taciz edilen bir çocuk var ortada. çok rahatsız ediciydi. sanki bana dokunuyorlar, beni mıncıklıyorlar gibi bir histi.

    incecik elbisesi ve karlı kış gününde bile çıkarmadığı incecik hırkasıyla ortalıkta dolaşan kızımız çocuk fahişe gibiydi. film boyunca, yazıktır günahtır şu kıza parke almayı hiç mi akıl edemedin dayı diye sormak geldi içimden. tekneye binen heriflerin üzerine giydiği montları gördükçe kızın yerine ben üşüdüm, benim içim ürperdi.

    yarım akıllı lolita kızımız, tekneye binen her amcanın kucağına oturmaktan sanırım kendi cinselliğini de keşfediyor olsa gerek. gösterip vermeyen orospu gibi dolanıyor ortalıkta. gayet memnun bir gülümseme içinde falan. salıncakta sallanıyor. bu arada, bu herifler bu kızı yer bitirir düşüncesi geçti ki aklımdan, bir baktım bizim lolitayı 2 sübyancı kovalamaya başlamış bile. tey allahım!

    kızımız bedenini ellettire dursun, bir gün şansı yaver gidiyor ve o hurda tekneye cillop gibi bir manita düşüyor. lolita hemen markaja alıyor oğlanı. gecenin bir yarısı oğlanın koynuna girmeler falan. her an şu kıza binecekler diye ödüm kopuyor. bunak dayı da "ulan besle büyüt tam üstüne binilecek yaşa getir el oğlu yesin bizim mercimeği" diye üzülüyor, kahroluyor, kendini yiyip bitiriyor. hurda tekne bile ona dar geliyor. başım alıp nerelere gidem oy oy!modunda alıyor çalgısını eline türkü yakıyor gerdeğe giremediğine. o sinir bozucu müzik neydi öyle ya? bozuk plak gibi döndü durdu film boyunca. serra yılmaz'ın üstüne bir şiir okumadığı eksik!

    arkadaş bunak bir de çetele tutuyor kıza binebilmek için. bu ne ya? kendi ellerinle büyüttüğün çocuğuna düşünebilir misin böyle birşey? sen nasıl bir sapıksın? sabırla o günü bekliyor bunak, çeyiz düzüyor falan. bir de kız genç oğlana iş atıyor diye bir milyoncudan aldığı çin malı kolyeyle kızın gönlünü almaya çalışıyor. gülsem mi ağlasam mı bilemedim bak şimdi.

    bizim kız da ulan bu kadar besledi, büyüttü bir kere vereyim bari diye düşünüyor sanırım. yazıktır, benden sonra bir gün üstüne binmek umuduyla bir çocuk daha yetiştirmeye ömrü yok zavallının diye düşünüyor galiba. evleniyor herifle. gerdek günü, bizim bunak sübyan porno filmi starına dönüşmesin diye yönetmen bir cinlik yapmış, şeytanlığa bak sen! hooooop bizim dayı oluyor sana ruhani bir varlık. karıbasana dönüşüyor. kızın da bekaretini böyle bozuyor. kız bekareti bozulurken zevk çığlıkları atıyor. yönetmen hiç bakire bir kızla yatmamış belli. hangi kız bekareti bozulurken zevk çığlıkları atar allah aşkına? olacak şey mi? o an kadınların çektiği acıya dair hiç mi hikaye dinlemedin? hiç mi biri anlatmadı sana? tipik erkek fantazisi işte! kadın ilk cinsel deneyiminde zevkten inleyecek zannediyorlar. en rahatsız edici sahnelerden biriydi filmde. kızınız kaybolsa ve biri sizin yerinize onu büyütse, sonra da cinsel ilişkiye girse tepkiniz ne olurdu acaba? aaa ne kadar şiirsel, ne kadar estetik çekmiş sahneyi. sembolik anlatım tavan yapmış, metaforlar havada uçuşuyor mu derdiniz?

    bizim saf ve iyiniyetli oğlan da olup biteni biraz porno biraz da karıbasan gerçekçiliği ışığında izliyor. dayanamıyor, gönül bu tabii. kıza sarılıyor. aferin bir onu yapabildin işte demek isterdim. bazıları da yazmış tavuğu tokatlıyor dingil diye. film boyunca dayının sapıklığını görmezden gel, "dede kıza aşık amaaaa" bahanesine sığın, tavuğa 2 tokat çaktı diye hayvan düşmanı ilan et oğlanı. daha ne yapsın? oğlan da tavuktan alacak şimdi hırsını, pis pis okuşuyor hayvanı diye ödüm koptu. eyvah dedim, şimdi de hayvan pornosu izleyeceğiz galiba. kızın çekip gitmesinden sonra tavuğun ayağına bağlanmış kırmızı kurdelayı söküyor, tavuktan alırken hırsını kızı tokatlıyor aklınca, dua et başka şeyler yapmıyor.

    kısacası her an yaşlı amcayla, küçük bir kız çocuğu arasında seks sahnesi göreceğim diye hop oturup hop kalksam da hayatımda bu denli rahatsız edici bir san'at filmi daha izlemedim.
    ---
    spoiler ---

    bu filme san'at filmi diyenlere selam olsun!


    (bilgeninbildigi - 19 Ekim 2013 00:23)

Yorum Kaynak Link : hwal